Blog Beslemesi

RATTLESNAKE (ÇINGIRAKLI YILAN)…..NETFLIX FILM

Film Drama, korku ve Gizem türünde.. IMDB puanı 4.6 ve Metascore : yok. Fİlmin konusu ise kızı çıngıraklı yılan tarafından ısırılan bir annenin verdiği kararın korkunç sonuçları ile karşılaşmasını konu alıyor. Bekar bir anne olan Katrina hayatlarını değiştirmek için kızıyla beraber ailesinin yanına taşınmaya karar verir. Uzun bir araba yolculuğu yapacaklar ve sonunda tüm yaşadıkları kötü anıları ardlarında bırakacaklardır. Fakat ıssız bir yolda lastiklerin patlaması ile tüm planları altüst olur. Annesi lastiği değiştirmek için uğraşırken hava almak isteyen küçük kızın dışarı çıkması ve bir çıngıraklı yılan tarafından ısırılmasının ise hayatlarının dönüm noktası olduğunu hiçbiri bilmemektedir. Denize düşen yılana sarılır atasözünün tam karşılığını veren filmde çaresiz anne o an karşısına çıkan tanımadığı bir kadının yardımını kabul ederek aslında hayatında verdiği “en” kararı verdiğini sonradan anlayacaktır. Hiçbir yardım karşılıksız değildir. Özellikle de söz konusu birinin hayatı ise bedel sizce ne olabilir?

filmin konusu aslında tanıdık. Daha önce benzer öğelerle benzer filmler eminim izlemişsinizdir. Ama biz yine de sıkılmadan izledik. Filme eklenen bazı yeni tatlar ve aksiyonu devamlı yüksek tutma girişimine destek olan konusu bence bu filmi izlenebilir filmler sınıfına alır. Her nekadar IMDB puanı çok iyi olmasada yağmurlu bir günde ne izlesem diye düşünmekten iyidir 🙂

Netflix’den izlenebilir….. İyi Seyirler

Fractured.. Netflix film..

Bugün size anlatacağım film Fractured. Gizem ve polisiye türündeki filmimiz IMDB’den 6.3 alırken Metascore: 36.. Sonuna kadar sizi ikilemde bırakan güzel bir film. Açıkçası filmin başlangıcından sonuna kadar kimin doğru söylediğini anlayamıyorsunuz. Konumuz bir ailenin ekseninde geçiyor. Başroldeki adam psikolojik olarak zor bir dönemden geçiyor belli.. Bunun ipuçlarını da eşiyle olan dialoglarından anlıyorsunuz. Neyse ailemiz küçük kızları ile birlikte bir yolculuk esnasında benzin istasyonunda duruyor ve olan oluyor. Küçük kıza babası arabada kalmasını söylemesine rağmen kız, gördüğü bir balonun peşinden gitmek için arabadan iniyor ve o sırada karşılaştığı bir köpek yüzünden kenarında durduğu inşaat alanına (baya yüksek) düşüyor ve kolunu incitiyor/kırıyor. Tam düştüğü ana tanık olan baba da onu kurtarmak için peşinden atlıyor. Tabii burda insan “okadar yükseklikten düşen çocuk kesin ölmüştür” diye düşünürken anne-babanın feryatları arasında kız gözlerini açıyor. Yaşıyor!!!! nasıl yani ? Gerçekten hayatta mucizeler tükenmiyor, herhalde çok minik olduğu için kemikler daha esnek oluyor falan diye birşeyler zırvalıyorsunuz kendi kendinize. Neyse bu arada anne-baba kızlarını alıp en yakın hastaneye gidiyorlar. Kayıt masasında kayıt yaptırıyorlar, birsüre bekledikten sonra kızlarını doktora göstermeyi başarıyorlar. Doktor kafa travması falan geçirip geçirmediğini kontrol etmek için tetkikler yapılmasını istiyor ve kızı ve annesini (yani kız yalnız gidemeyeceği için annede onunla gidiyor) gerekli görüntüleme alanı olan -2. kata gönderiyor. Buraya kadar herşey normal. Herkesin başına gelebilir. Adam beklemeye başlıyor. Bekliyor, bekliyor, bekliyor gelen giden yok. kayıt masasına soruyor “öyle bir kayıt yok” diyorlar (neyyyy). Doktoru ile görüşüyor. Ben öyle bir hasta bakmadım diyor… Kızı aşağıya taşıyan hasta bakıcı da benzer şekilde görmedim bilmiyorum diyor. Yani kızı ve eşi ortadan kayboluyor. Ama herkeste böyle şüpheli hareketler, anlamsız gerginlikler falan.. Bizim adam direkt “kızımı ve karımı kaçırdılar” diye dört biryana saldırmaya, araştırmaya falan başlıyor..-2. kata inmek istiyor. Görüntüleme odalarımız -1’de diyolar ve adamı -2’ye indirmiyorlar. Adam tabii iyice deliye dönüyor. Polislere gidiyor ama herkes sanki anlaşmışçasına, hastanedekiler ile ağız birliği yapmışçasına davranıyor ve konuşuyor. Herkes adamın hayal gördüğünü aslında hiç kızı-eşi ile hastaneye gelmediğini söylüyor. Polislerle beraber kızın düştüğü yere gidiliyor, araştırmalar yapılıyor ve herkes adamın kızının ve eşinin hiç var olmadığı ispat etmeye çalışıyor adeta. Adamı en sonunda tutukluyorlar ki adam ellerinden kaçıp hastaneye geri dönüyor ve -2’ye iniyor….. Gerçekten karısı ve kızı orada ve üzerlerinde deney yapıyorlar..Dövüşmeler, silahlar vs derken hemen onları ordan kaçırıyor, arabaya bindiriyor ve ordan uzaklaşıyorlar.. Gerçekten çok beklendik bir son olmadı mı? Ben böyle bir film için izleyin demem açıkçası 🙂 Ama bu film böyle bitmedi sadece biter gibi yaptı 🙂 Mutlaka izleyin sonuna şaşırcaksınız

I SEE YOU… (Both in Turkish and in English)

Film aslında daha çok gerilim türünde denebilir. Her nekadar IMDB korku diye sınıflandırmış olsada ben korkuya korku demem içinde mistik öğeler barındırmazsa.. Tabi kişiden kişiye değişir. Cinayet, kan vs korku öğesi midir ? benim için filmde geçiyorsa “HAYIR” ama tabii Allah korusun gerçek hayatta rastlasam baya tırsarım orası ayrı:) (Ayy yine konudan konuya atlarken bulmuştu kendini). Başlamadan önce IMDB puanı 6.6 ve Metascore: 65 (gayet başarılı). Şimdi konumuz küçük bir kasabada geçiyor. Odakta bir dedektif ve onun oğlu ve karısı var. Dedektifin eşi onu aldatmış ve bundan dolayı ergen oğlu ondan nefret ediyor, dedektifte aslında nefret ediyor ama affetmeye çalışıyor (Böyle birşey affedilebilir mi !! Seven insan affeder mi?). Bu duygusal çalkantıların tasfirine paralel olarak kasabadaki genç çocukların kaybolması da filmin ana temalarından diğeri. Sanki tipik bir polisiye film gibi başlayan konu sonrasında ailemizin evine “saklanan” iki gencin varlığı ile apayrı bir hal alıyor. Bu iki genç arkadaş sözde insanların evinde 1-2 hafta saklanarak onların hayatlarını videoya çekiyor ve sosyal medyalarında yayınlıyor (gerçekten böyle bir konsept var mı bilmiyorum ama sosyal medya denince bazen insanların yapabildiklerine şaşırmamak elde değil). Yani tam “hah psikopat filmi” diye sınıflandırmaya karar vermişken çocukların dahil olması ile “çocuklarla ne alakası var bu olayın” diye düşünüyorsunuz. Aynı zamanda dedektifimizin oğlunun ruhsal çalkantıları, annesine olan aşırı yoğun duygusal dengesizlikleri (buna işaret eden birçok söylem, eylem görüyorsunuz filmde. Aynı zamanda birde gördüklerinizi ona yorduklarınız var. Bu noktada tam bir özlü sözün yeridir. “Her gördüğünüz düşündüğünüz gibi çıkmayabilir“) gibi etmenlerde “acaba çocuk mu yapıyor” sorusunu akla getirmiyor değil. Yani filmin çoğunda çocuk mu psikopat katil yoksa eve gizlice girenler mi cinayetleri işliyor yoksa bir noktada eski bir seri katilin ruhu mu ortaya çıkacak diye heyecanla bekliyorsunuz. Tüm bu senaryolar arasında sizde farklı duygulara bürünüyorsunuz. Bazen dedektife acıyor bazen oğluna üzülüyor çoğu zamanda o eve gizlice giren gençlere kızıyorsunuz. Ama dediğim gibi gördüğün düşündüğün gibi çıkmayabilir. Süpriz sonla biten bence gayet güzel kurgulanmış, izlemesi son derece keyifli bir film. Filmin afişindeki silüetin filmde nerden çıktığını anlayacaksınız. bence burdaki gönderme bile son derece zekice. Ozaman dans ozaman renk ozaman iyi seyirler 🙂

Bunu yazmadan bitiremeyeceğim sevgili Helen Hunt nekadar yaşlanmış. Keşke o estetikleri yaptırmasaydın.. 2000’li yıllardaki “What Woman Want-Kadınlar Ne ister” filmindeki halinle anılarımızda olsaydın…

ELI …Netflix Film (Both in Turkish and in English)

Bugün ki filmimiz bir Netflix yapımı olan “ELI”… Filim korku-gerilim türünde. Öncelikle IMDB puanı ile başlayayım. IMDB: 5.8 MetaScore :yok.. Aslında film başlangıçta gerçekten ilginç olarak başlıyor. Başlangıç önemli malum. Ya herro ya merro. Ya izlersiniz yada bırakıp gidersiniz herşey başlangıçtaki o vurucu sahneye bağlı :). Bizim filmde otoimmün hastalığı olan bir çocuk var (evde ona özel hazırlanmış bir alanda yaşıyor. Banyo yapamıyor, kimseyle temas kuramıyor, dışarıya çıkarsa özel kıyafet giymek zorunda..Filmi izlerken bana geçen ilk duygu bukadar minik bir çocuğun hayattaki tek beklentisinin normal insanlarla temas kurmak olması nekadar acıklı bir durum..Çocuğun hastalığı ilgili isim bilgisi paylaşılmıyor o yüzden araştıramadım nasıl seyreden bir hastalık olduğunu ama eminim boyle yaşamak zorunda olan bir sürü insan vardır dünyada 😦 ) Konuyu sosyal hislerimden sıyırıp tekrar filme geliyorum. Tabii çocuk hasta, anne-baba perişan (mı acaba :)). Çare arıyorlar. En sonunda baya ücra bir yerde ormanların içinde bir klinik buluyorlar. Vaadleri çocuğu iyileştirmek. Sözde genetik müdahele ile (ileri tedavi ürünleri, gen tedavisi vs sanırım bahsedilen) tedavi şansları olduğunu falan söylüyorlar. Neyse sonuçta çokta imkansız bir durum değil. Neden olmasın diyor insan. Şuan tıbbın geldiği son nokta da, bu bahsi geçen tedavilere çok uzak değil. Neyse “tamam ok yaa” diyip devam ediyorsun izlemeye. Tedaviler başlıyor ve işte o noktada garipliklerde filme teşrif ediyorlar. Çocuğun yaşadıkları, annenin-babanın ruh hali vs gerçekten sizi çok ayrı bir sona hazırlarken filmin gerçeği apayrı bir şekilde gelişiyor. Belki son yarım saatinde “acaba” diye şüphe ediyorsun ama son sahneye kadar sonun öyle olacağına dair bir ipucu yok. Velhasıl en son artık 5-10 dakikasını da güzel kurgulasalardı walla tadından yenmez bir film olacakmış ama maalesef son 5-10 sahne gerçekten dandik olmuş. Artık 1,5 saat filmi izledikten sonra sizde okadar büyük bir imaj kaybı yaratmıyor. Benim için izlenebilir fimler kategorisine giriş yapar. İyi seyiler…


“The I-Land” bir Netflix dizisi

Yazmaya biraz ara verdiğimin farkındayım ama I am back 🙂 Efendim bugün ki yazımızın konusu Netflix’de yeni keşfettiğimiz “The I-Land“.. Başlangıçta baya bir merak uyndıran dizi sonraları biraz “Lost” havasını burnumuza burnumuza sokuyor gibi..Baştan beri spoiler vermemek adına detaylarına girmeyeceğimi söylemiştim. Fakat biraz konusundan bahsetmek gerekirse adından da anlaşılacağı dizi bir adada geçiyor. Orada uyanan yaklaşık 9-10 kişinin hepsinin hafızası gidik. Yani ne isimlerini ne kim olduklarını vs hatırlamıyorlar. Nasıl o adaya geldiklerini bilemedikleri gibi nasıl gideceklerini de bilmiyorlar haliyle. Tabi bunların kim olduğu, neden orda oldukları vs dizinin devamında açıklığa kavuşuyor. Dizi de saçma olan noktalar yok değil. Mesela diziyi 1 sezon çekmeye karar verdikleri noktada (sanırım öyle karar vermişler) dizi birden bire hızlanıyor. Aksiyon hiç beklenmedik bir anda başlıyor. Ana karakter diye düşündüğünüz biri pıt diye aksiyonun göbeğine düşüyor. Sonra nerden geldiğine çok akıl bürüyemediğiniz birileri adaya geliyor falan falan… Sonra tabii tüm bu 9-10 kişinin hikayeleri vs derken 7 bölümlük sezonu ortalıyorsunuz. Bazı bağlantıları gerçekten nasıl akıl ettiklerini (!!) anlamak mümkün değil (zaten bir senarist anlamlandırmıştır:)). İnsan birşeyleri izlerken zeka pırıltısı görmek istiyor tabe… Sanki şey gibi olmuş. Nasıl bağlayacaklarını bulamayıp “oldu da bitti maasallah” kıvamında ortaya karışık oldu bittiye getirmişler gibi.. Tüm bu gereksizliklerin içinde diyebilirim ki sıkılmadan neredeyse son bölüme kadar geldik. Çünkü sonuna kadar bir mantık örgüsü, bir paralel evren düzeyinde hayal gücü aradık. Bulamadık ama güzel bir pazar aktivitesi olarak değerlendirilebilir. Zaten IMDB’de 4.4 gibi bir dizi için inanılmaz düşük bir puan vermiş..Ben ne diyeyim. Konu yok ama aksiyon var 🙂 Zamanınız varsa neden olmasın..

The Invitation (Davet)

2015 yapımı filmimizin IMDB puanı 6.6 MetaScore ise 74. Aslında Metascore’dan filmin iyi bir film olduğunu anlamak zor değil. gerçekten heyecanı sürekli ayakta tutan heran “acaba şimdi ne olacak” diyeceğiniz bir film. Aslında bir arkadaş toplantısı olarak başlıyor filmimiz… Başlangıçtan itibaren birkaç rahatsız edici öğe ile karşılaşsanız da bir an garipsiyorsunuz sonra “ne olacak ki aslında normal olabilir” diyorsunuz.. Film geneli bu duygu ile geçiyor açıkcası. Normal kime göre normal kime göre değil… işte tüm bu ikilemlerle cebelleşirken siz, zaten filmin sonu geliyor ve anlıyorsunuz 🙂 oyunculuklar konusunda pek bir yorum yapamayacağım lakin filmin ana karakterleri bence gayet iyiydi. Sadece saçma olan neden eski eşinin evine yeni sevgilinle gidersin yada neden eski eşin yeni eşiyle verdiği ev partisine seni de davet eder? Sizce bu normal mi ? Ayrılsak da arkadaş kalırız kavramını bukadar içselleştirebilir misiniz ? Kabullenseniz bile bukadar normalleştirmek ilginç tabi.. Böyle insanlar vardır eminim dünyada.. Sonuçta dünyada tatlı sevmeyen insanlar var (benim için gerkeçten inanılmaz) yada çalışmak zorunda kalmayan insanlar (doğuştan şanslı!!) yada asla peynir, domates tüketmeyen kişiler (bunada inanmakta sonsuz zorlanıyorum)…Bunlarla karşılaşmışken yukarıdaki durumu yadırgamak komik olur :))

Fİlmin tabiki gariplikleri sadece eski eşi arkadaş toplantısına çağırmakla bitmiyor.. İlginç oyunlar, insanı tırım tırım bulunduğu ortamdan kaçırabilecek derecede garip alışkanlıklar vs vs. Ama bir “son akşam yemeği” kavramı var ki izleyince senarist hiçbir hayal gücü zerresini boşa harcamamış diyeceksiniz. Helal olsun 🙂

ben izlerken sıkılmadan bitirdim. Her bir gariplik bir merak uyandırdı tabii… Sonu da yaratıcı bitince bence güzel zevkli bir 2 saat geçirmenin verdiği mutlulukla kapattım ekranı 🙂 Tavsiyemdir.

NETFLIX’den izleyebilirsiniz…

Atiye….(Netflix ismi ile GIFT)

Efendim bugun size bir diziden bahsedecegim. Zannediyorum duymayaniniz yoktur. Duymayanlarda yakin zamanda duyacaktir lakin herkesin dilinde..IMDB puani 8.. benim puanimda benzer olur sanirim cunku ben diziyi sevdim… sadece Beren Saat’in performansi konusunda pek emn olamadim.. yani bazı sahnelerde amanin ne guzel oynamis diyorum ama bazi sahnelerde de “puff hic samimi degil” diye geciyor icimden.. Ama kurgunun gobeklitepe uzerine kurulmasindan ve benim fantastik seyleri cok sevmemden dolayi ben diziyi bir oturusta izledim bitirdim.. Dizinin konusu aslinda kisaca Gobeklitepeye itaf edilen gizimler ile ilgili… Dunyanin en eski tapinaginin sahip olabilecegi efsunlar, sırlari anlatiyor…Misir piramitlerinin Türkiye’deki tezahuru gibi dusunun…İnsanlar mi insaa etti, o taslar oraya nasil tasindidan baslayip icinde varolduguna inanilan kral mezarina kadar devam ediyor… insanda gobeklitepeyi bir ziyaret etmeli hissiyatini olusturdugu icin bence ayrica cok kiymetli. Ulkemizde daha kesfedilmeyi bekleyen ne gizemler var kim bilir.. Bazen Anadolu gibi yuzyillarca bircok medeniyete ev sahipligi yapmis verimli topraklarla dolu bu cografyanin nekadar onemli oldugunu unutuyoruz. Bu tur diziler bize bunu hatirlattigi icin bile takdiri hakediyor. Genel konusundan hic bahsetmeyecegim dedigim gibi “no spoiler” ama Beren disindaki oyunculuklar/oyuncular bence muazzam..Mehmet Günsür herzamanki karizmasiyla karsimizda..Melisa Senolsun da bence hem guzelligi hem dogalligiyla ayri bir hava katmis.

En yakin zamanda Adiyamana bir ziyaret planliyorum kim bilir belki uslu bir kiz olursam “o kiz” bana da görünür… :)))