Extremely Wicked, Shockingly Evil and Vile (TED BUNDY'nin HAYAT HİKAYESİ)

İnanılmaz bir filmden bahsedeceğim bugün size… IMDB puanı 7.1.. metascore is 52… Film Ted Bundy’nin hayatını anlatıyor. Peki kimdir Ted Bundy? Theodore Robert Bundy 1970’lerde Amerika’da birçok kadını (gerçek rakam tam olarak bilinmiyor ama 30 kadından fazla olduğu tahmin ediliyor ama kendisi sadece 30’unu itiraf etmiş) kaçırıp, tecavüz edip öldüren bir seri katil. Daha da enteresanı aslında kendisi bir hukuk öğrencisi.. Aslında önce University of Washington’da Çince okuduktan sonra University of Utah’da hukuk fakültesine kabul ediliyor. Tanıyanların çekici, hırslı, hitabeti güçlü biri olarak tanımladıkları Ted Bundy ilk cinayetlerini ise 1969 yılında işlemeye başlıyor gibi duruyor. Aslında bu hayat hikayesinin en enteresan tarafı 1989’da idam edilene kadar cinayetlerini asla kabul etmemiş olması…Artık son zamanlarında neden bu cinayetleri işledin sorusuna “öldürdüğüm kadınların son nefeslerini verirken gözlerinde tanrıyı görüyordum” söylemi aslında nekadar narsist olduğunu birkere daha ispatlar nitelikte bence.

Burdan bir kitaba atıfta bulunmak istiyorum. Kitabın adı “Olağan Psikopatlar”… Kitapta psikopat kelimesini duyar duymaz nasıl irkildiğimizle başlıyor. Bu kelime bizde katiller, sapıklar, intihar bombacılarını çağrıştırıyor. “Ama filmlerdeki emsallerinin aksine, gerçek hayatta her psikopat şiddet yanlısı veya suça meyilli değil” diyor yazar. Yeni araştırmalar her 10 CEO’dan birinin psikopat olduğunu söylüyor. Hatta cerrahlar, avukatlar, gazeteciler ve politikacılarda da psikopat olanların oranı azınsanmayacak derecede.

Yani aslında akıllı, zeki, aşırı narsist olmak illa seri katil olunacak anlamına gelmese de Ted Bundy’nin hayatı o noktaya gitmiş. Fİlmi izlerken hayret verici şekilde Ted’in kendine inancından sizde etkileniyorsunuz. Sizi çift kişilikli olabileceğinden şüphe ettirircesine kendisinin masum olduğuna inanıyor. Davalarındaki öz güveni, hitabeti, insan zekasından bir kere daha korkutuyor izleyenleri….

son olarak Zac Efron’dan da iki satır bahsetmeden olmaz. bence çok doğru bir seçim olmuş. Gözlerindeki ışık, özgüveni sizin inanmak istemenize neden oluyor. konuyu bilseniz de “ya gerçekten masumsa” demenize neden oluyor. İçindeki öldürme isteğinin verdiği ve bastıramadığı ateşin ve aynı zamanda hayatta kaybettiklerinin verdiği pişmanlığın çarpışmasını çook net görüyorsunuz. Yaptıklarından asla pişman olmamış ama başka bir hayatı olmasını da istemiş bir adamın hayatını izliyorsunuz.

RATTLESNAKE (ÇINGIRAKLI YILAN)…..NETFLIX FILM

Film Drama, korku ve Gizem türünde.. IMDB puanı 4.6 ve Metascore : yok. Fİlmin konusu ise kızı çıngıraklı yılan tarafından ısırılan bir annenin verdiği kararın korkunç sonuçları ile karşılaşmasını konu alıyor. Bekar bir anne olan Katrina hayatlarını değiştirmek için kızıyla beraber ailesinin yanına taşınmaya karar verir. Uzun bir araba yolculuğu yapacaklar ve sonunda tüm yaşadıkları kötü anıları ardlarında bırakacaklardır. Fakat ıssız bir yolda lastiklerin patlaması ile tüm planları altüst olur. Annesi lastiği değiştirmek için uğraşırken hava almak isteyen küçük kızın dışarı çıkması ve bir çıngıraklı yılan tarafından ısırılmasının ise hayatlarının dönüm noktası olduğunu hiçbiri bilmemektedir. Denize düşen yılana sarılır atasözünün tam karşılığını veren filmde çaresiz anne o an karşısına çıkan tanımadığı bir kadının yardımını kabul ederek aslında hayatında verdiği “en” kararı verdiğini sonradan anlayacaktır. Hiçbir yardım karşılıksız değildir. Özellikle de söz konusu birinin hayatı ise bedel sizce ne olabilir?

filmin konusu aslında tanıdık. Daha önce benzer öğelerle benzer filmler eminim izlemişsinizdir. Ama biz yine de sıkılmadan izledik. Filme eklenen bazı yeni tatlar ve aksiyonu devamlı yüksek tutma girişimine destek olan konusu bence bu filmi izlenebilir filmler sınıfına alır. Her nekadar IMDB puanı çok iyi olmasada yağmurlu bir günde ne izlesem diye düşünmekten iyidir 🙂

Netflix’den izlenebilir….. İyi Seyirler

Fractured.. Netflix film..

Bugün size anlatacağım film Fractured. Gizem ve polisiye türündeki filmimiz IMDB’den 6.3 alırken Metascore: 36.. Sonuna kadar sizi ikilemde bırakan güzel bir film. Açıkçası filmin başlangıcından sonuna kadar kimin doğru söylediğini anlayamıyorsunuz. Konumuz bir ailenin ekseninde geçiyor. Başroldeki adam psikolojik olarak zor bir dönemden geçiyor belli.. Bunun ipuçlarını da eşiyle olan dialoglarından anlıyorsunuz. Neyse ailemiz küçük kızları ile birlikte bir yolculuk esnasında benzin istasyonunda duruyor ve olan oluyor. Küçük kıza babası arabada kalmasını söylemesine rağmen kız, gördüğü bir balonun peşinden gitmek için arabadan iniyor ve o sırada karşılaştığı bir köpek yüzünden kenarında durduğu inşaat alanına (baya yüksek) düşüyor ve kolunu incitiyor/kırıyor. Tam düştüğü ana tanık olan baba da onu kurtarmak için peşinden atlıyor. Tabii burda insan “okadar yükseklikten düşen çocuk kesin ölmüştür” diye düşünürken anne-babanın feryatları arasında kız gözlerini açıyor. Yaşıyor!!!! nasıl yani ? Gerçekten hayatta mucizeler tükenmiyor, herhalde çok minik olduğu için kemikler daha esnek oluyor falan diye birşeyler zırvalıyorsunuz kendi kendinize. Neyse bu arada anne-baba kızlarını alıp en yakın hastaneye gidiyorlar. Kayıt masasında kayıt yaptırıyorlar, birsüre bekledikten sonra kızlarını doktora göstermeyi başarıyorlar. Doktor kafa travması falan geçirip geçirmediğini kontrol etmek için tetkikler yapılmasını istiyor ve kızı ve annesini (yani kız yalnız gidemeyeceği için annede onunla gidiyor) gerekli görüntüleme alanı olan -2. kata gönderiyor. Buraya kadar herşey normal. Herkesin başına gelebilir. Adam beklemeye başlıyor. Bekliyor, bekliyor, bekliyor gelen giden yok. kayıt masasına soruyor “öyle bir kayıt yok” diyorlar (neyyyy). Doktoru ile görüşüyor. Ben öyle bir hasta bakmadım diyor… Kızı aşağıya taşıyan hasta bakıcı da benzer şekilde görmedim bilmiyorum diyor. Yani kızı ve eşi ortadan kayboluyor. Ama herkeste böyle şüpheli hareketler, anlamsız gerginlikler falan.. Bizim adam direkt “kızımı ve karımı kaçırdılar” diye dört biryana saldırmaya, araştırmaya falan başlıyor..-2. kata inmek istiyor. Görüntüleme odalarımız -1’de diyolar ve adamı -2’ye indirmiyorlar. Adam tabii iyice deliye dönüyor. Polislere gidiyor ama herkes sanki anlaşmışçasına, hastanedekiler ile ağız birliği yapmışçasına davranıyor ve konuşuyor. Herkes adamın hayal gördüğünü aslında hiç kızı-eşi ile hastaneye gelmediğini söylüyor. Polislerle beraber kızın düştüğü yere gidiliyor, araştırmalar yapılıyor ve herkes adamın kızının ve eşinin hiç var olmadığı ispat etmeye çalışıyor adeta. Adamı en sonunda tutukluyorlar ki adam ellerinden kaçıp hastaneye geri dönüyor ve -2’ye iniyor….. Gerçekten karısı ve kızı orada ve üzerlerinde deney yapıyorlar..Dövüşmeler, silahlar vs derken hemen onları ordan kaçırıyor, arabaya bindiriyor ve ordan uzaklaşıyorlar.. Gerçekten çok beklendik bir son olmadı mı? Ben böyle bir film için izleyin demem açıkçası 🙂 Ama bu film böyle bitmedi sadece biter gibi yaptı 🙂 Mutlaka izleyin sonuna şaşırcaksınız

I SEE YOU… (Both in Turkish and in English)

Film aslında daha çok gerilim türünde denebilir. Her nekadar IMDB korku diye sınıflandırmış olsada ben korkuya korku demem içinde mistik öğeler barındırmazsa.. Tabi kişiden kişiye değişir. Cinayet, kan vs korku öğesi midir ? benim için filmde geçiyorsa “HAYIR” ama tabii Allah korusun gerçek hayatta rastlasam baya tırsarım orası ayrı:) (Ayy yine konudan konuya atlarken bulmuştu kendini). Başlamadan önce IMDB puanı 6.6 ve Metascore: 65 (gayet başarılı). Şimdi konumuz küçük bir kasabada geçiyor. Odakta bir dedektif ve onun oğlu ve karısı var. Dedektifin eşi onu aldatmış ve bundan dolayı ergen oğlu ondan nefret ediyor, dedektifte aslında nefret ediyor ama affetmeye çalışıyor (Böyle birşey affedilebilir mi !! Seven insan affeder mi?). Bu duygusal çalkantıların tasfirine paralel olarak kasabadaki genç çocukların kaybolması da filmin ana temalarından diğeri. Sanki tipik bir polisiye film gibi başlayan konu sonrasında ailemizin evine “saklanan” iki gencin varlığı ile apayrı bir hal alıyor. Bu iki genç arkadaş sözde insanların evinde 1-2 hafta saklanarak onların hayatlarını videoya çekiyor ve sosyal medyalarında yayınlıyor (gerçekten böyle bir konsept var mı bilmiyorum ama sosyal medya denince bazen insanların yapabildiklerine şaşırmamak elde değil). Yani tam “hah psikopat filmi” diye sınıflandırmaya karar vermişken çocukların dahil olması ile “çocuklarla ne alakası var bu olayın” diye düşünüyorsunuz. Aynı zamanda dedektifimizin oğlunun ruhsal çalkantıları, annesine olan aşırı yoğun duygusal dengesizlikleri (buna işaret eden birçok söylem, eylem görüyorsunuz filmde. Aynı zamanda birde gördüklerinizi ona yorduklarınız var. Bu noktada tam bir özlü sözün yeridir. “Her gördüğünüz düşündüğünüz gibi çıkmayabilir“) gibi etmenlerde “acaba çocuk mu yapıyor” sorusunu akla getirmiyor değil. Yani filmin çoğunda çocuk mu psikopat katil yoksa eve gizlice girenler mi cinayetleri işliyor yoksa bir noktada eski bir seri katilin ruhu mu ortaya çıkacak diye heyecanla bekliyorsunuz. Tüm bu senaryolar arasında sizde farklı duygulara bürünüyorsunuz. Bazen dedektife acıyor bazen oğluna üzülüyor çoğu zamanda o eve gizlice giren gençlere kızıyorsunuz. Ama dediğim gibi gördüğün düşündüğün gibi çıkmayabilir. Süpriz sonla biten bence gayet güzel kurgulanmış, izlemesi son derece keyifli bir film. Filmin afişindeki silüetin filmde nerden çıktığını anlayacaksınız. bence burdaki gönderme bile son derece zekice. Ozaman dans ozaman renk ozaman iyi seyirler 🙂

Bunu yazmadan bitiremeyeceğim sevgili Helen Hunt nekadar yaşlanmış. Keşke o estetikleri yaptırmasaydın.. 2000’li yıllardaki “What Woman Want-Kadınlar Ne ister” filmindeki halinle anılarımızda olsaydın…

ELI …Netflix Film (Both in Turkish and in English)

Bugün ki filmimiz bir Netflix yapımı olan “ELI”… Filim korku-gerilim türünde. Öncelikle IMDB puanı ile başlayayım. IMDB: 5.8 MetaScore :yok.. Aslında film başlangıçta gerçekten ilginç olarak başlıyor. Başlangıç önemli malum. Ya herro ya merro. Ya izlersiniz yada bırakıp gidersiniz herşey başlangıçtaki o vurucu sahneye bağlı :). Bizim filmde otoimmün hastalığı olan bir çocuk var (evde ona özel hazırlanmış bir alanda yaşıyor. Banyo yapamıyor, kimseyle temas kuramıyor, dışarıya çıkarsa özel kıyafet giymek zorunda..Filmi izlerken bana geçen ilk duygu bukadar minik bir çocuğun hayattaki tek beklentisinin normal insanlarla temas kurmak olması nekadar acıklı bir durum..Çocuğun hastalığı ilgili isim bilgisi paylaşılmıyor o yüzden araştıramadım nasıl seyreden bir hastalık olduğunu ama eminim boyle yaşamak zorunda olan bir sürü insan vardır dünyada 😦 ) Konuyu sosyal hislerimden sıyırıp tekrar filme geliyorum. Tabii çocuk hasta, anne-baba perişan (mı acaba :)). Çare arıyorlar. En sonunda baya ücra bir yerde ormanların içinde bir klinik buluyorlar. Vaadleri çocuğu iyileştirmek. Sözde genetik müdahele ile (ileri tedavi ürünleri, gen tedavisi vs sanırım bahsedilen) tedavi şansları olduğunu falan söylüyorlar. Neyse sonuçta çokta imkansız bir durum değil. Neden olmasın diyor insan. Şuan tıbbın geldiği son nokta da, bu bahsi geçen tedavilere çok uzak değil. Neyse “tamam ok yaa” diyip devam ediyorsun izlemeye. Tedaviler başlıyor ve işte o noktada garipliklerde filme teşrif ediyorlar. Çocuğun yaşadıkları, annenin-babanın ruh hali vs gerçekten sizi çok ayrı bir sona hazırlarken filmin gerçeği apayrı bir şekilde gelişiyor. Belki son yarım saatinde “acaba” diye şüphe ediyorsun ama son sahneye kadar sonun öyle olacağına dair bir ipucu yok. Velhasıl en son artık 5-10 dakikasını da güzel kurgulasalardı walla tadından yenmez bir film olacakmış ama maalesef son 5-10 sahne gerçekten dandik olmuş. Artık 1,5 saat filmi izledikten sonra sizde okadar büyük bir imaj kaybı yaratmıyor. Benim için izlenebilir fimler kategorisine giriş yapar. İyi seyiler…